mühendislik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mühendislik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Şubat 2015 Perşembe
22 Aralık 2014 Pazartesi
Türkiye altyapı, inşaat sektörü ve ulaşım olanakları açısından ne kadar gelişmiş durumdadır?
Altyapı olarak gelişmiş ülkelerle ülkemizi kıyaslayabilecek durumdayım. Altyapı kavramı göreceli bir kavram olmakla beraber. Bir ülke, bir kent için gereken yol, su, elektrik, gaz, kanalizasyon, peyzaj, çevre ve ulaşımı içerir ki yine her madde ayrı bir muammadır.
İlk olarak iktidarın diline pelesenk olan yollardan başlayalım. Yol yapımının en meşakkatli ve pahalı kısmı asfalt dökülmeden önce yapılması gereken yol atyapısı çalışmalarıdır. Daha yolun tanjantları çizilirken çevredeki dolgu malzemesi kaynakları, akarsular, tepe ve vadiler araştırılır ve yol bu bilgiler ışığında optimize edilerek çizilir. Hafriyat bildiğimiz üzere çok pahalı bir uğraştır. Yol için ise resmen en iyinin en iyisi malzeme kullanılmalıdır. Burada kullanılan malzemenin şekli, boyutu, kimyasal yapısı da işin içine girer. Tamamının doğru olması gerekir ki ne malzeme kaysın ve çöksün ne de suyla erisin ve çöksün. Buraya kadar hep doğru seçimler yapıldıktan sonra yolun direnaj çalışmaları başlar, yolun altına yer yer drenaj boruları, menfezler yapılmalıdır. 100 yıllık taşkın değerleriyle ki burada da hidroloji mühendisliği için içine girer bu menfez ve borular yerleştirilir. Ondan sonra yol yapım çalışmalarına başlanabilir ki o da çok zaman alan meşakkatli bir iştir. Altyapı malzemesi 10cm gibi katmanlar halinde düzleştirilmiş zemine serilir, greyderle üstünden geçilerek düzleştirilir ve ardından sıkıştıma makineleriyle sıkıştırılır. Bir sonraki 10cm malzeme gelir, aynı işlem baştan ta ki gereken yüksekliğe ulaşılana kadar. Sonra taşıyıcı asfalt katmanı %2 yanal eğimle serilir ki yolun kenarına koyacağımız drenaj kanallarıyla yolun üstündeki su hemen tahliye edilebilsin. Bilindiği üzere asfaltın en büyük düşmanı sudur. Üstüne aşınma katmanı serilir ve yol hazırdır. Bu şekilde ve doğru hesaplarla yapılan bir yol altyapı olarak sonsuza kadar üstyapı olarak da 20 sene yaşar, her beş senede bir bakım yapılması şartıyla.
Gelelim yurdum yollarına; yukarıda saydığım doğru yapılması gereken yığınla adımdan bir tanesi bile doğru yapılmadığından çok değil bir sene içinde çökerler, çatlarlar ve tamir edilmez bir hal alırlar. Bu durum sadece şehirler arası yollarımızda değil şehir içi yollarımızda da oluşur. Bu ülkeye yol yapımı açısından yüksek bir not veremeyeceğimiz aşikardır. Her yağmurda yeni yapılan Üsküdar meydanı denizle birleşirken, başkentimizde altgeçitlerde insanlar mahsur kalırken, yol partisinin yaptığı duble yollarda insan boyunda çökmeler oluşurken ülkemizin yol notu sıfıra yakınsar.
Su konusuna gelince öncelikle her sene yağan yağmurlarımız her nedense barajlarımıza ulaşmaz. Ülkeyi sel götürür bir tek barajlar boş kalır. Türkiye'nin su altyapısı tüm şehirlerimizde berbattır, ODTÜ hocalarından bildiğim kadarıyla sisteme basılan içme suyumuzun tam yarısı sızıntılarla kaybolur. Zaten şehirlerimizin içme suyunun yarısı belki de daha fazlası günümüzde her yüz metrede bir olan AVM-Rezidans, cami şantiyelerinde harcanıyor. Ankara'ya uygun arıtma tesisi olmadan zehirli atıklarla dolu Kızılırmak suyu verilmekte insanlar hasta edilmektedir. İstanbul'da ise minicik bir akarsu olan Melen Çayından medet umularak milyonlarca liralık su ulaşım tünelleri yapılmaktadır. Aslında tesisatlar yenilense suyun abartmıyorum tamamı kurtarılabilir ve suyumuz gerçekten yeter. Ufak ufak kazılarla, bölge bölge yapılabilecek bu işlem seçimlerde kullanılamayacağı ve uzun süreli olduğu için yetkililerce önemsenmemekte ve yapılmamaktadır.
Elektrik konusunda da geri kalmış bir sisteme sahibiz. Güneydoğu Anadolu'dan gelen elektrik olmasa tümümüz karanlıkta kalırız. Bu konuda aslında DSİ'nin HES çalışmaları vardır ama bu durum da halkımız tarafından hoş karşılanmamaktadır. Tabii burada yapılan bol hatalı mühendislik uygulamalarının da payı vardır. HES'lerimiz taşkın suyunu tutacak boyutlarda yani küçük ama daha sık yapılabilir, dolayısıyla ırmaklar, nehirler, çaylar kurutulmadan da bu iş yapılabilir. Avrupalılar da nehirlerine birkaç kilometrede bir ufak bir HES kurmuşlardır ama yöre ekolojisini fazlaca bozmadan. Orada da bir çok küçük kentin kendi HES'i vardır ve elektriklerini oralardan alırlar. Suyla oynamak dünyanın her yerinde çok riskli bir iştir. Hiçbir su mühendisliği projesi %100 doğru olamaz ama bizdekiler %50 bile doğru olamıyor. Ülkemizin doğru projelendirilmiş küçük HES'lere ihtiyacı vardır. Zaten GAP gibi büyük tesisler stratejik olarak da çok tehlikelidirler. Ülkenin elektriğini kesmek sağlam bir bombaya bakar. Güneş zengini ülkemizde aslında en verimli enerji kaynağı güneş enerjisi santralleri olacaktır. Hindistan yapıyor, ABD yapıyor hatta güneşsiz Almanlar bile yapıyor, fakir ülke olarak Meksika bile yapıyor, biz de yapabiliriz. Güneş enerjisi santrallerinin ne doğaya, ne çevreye hiçbir zararı, tehlikesi yoktur.
Gaz konusunda diyecek bir şey yok, tamamen dışarıya bağımlıyız. Tek çözüm gaz yerine elektrik kullanmak ve o elektriği de güneş enerjisi santralleriyle üretmek olur. Belki inanmazsınız ama o tür santraller en az 50'lerin teknolojisi nükleer santraller kadar enerji üretebiliyor. Kanalizasyon konusu da zaten ülkemizin büyük dertlerindendir. Tüm yurtta tesisatlar eskidir ve eski modadır. Hala eski beton künkler kullanılmaktadır ve bol bol sızıntı olmaktadır. Sızıntı eğer su tesisatlarımız düzgün olsaydı çok problem olmazdı ama onlarda da oluşan kesintilerden dolayı bolca alçak basınç oluşmakta ve kanalizasyon suyu bol bol su tesisatlarımıza karışmaktadır. Bunun yanı sıra, kanlizasyon suyunun büyük bir kısmı da yüzey suyudur ki hidrolojik olarak temiz su sayılır, direkt akarsu ya da denizlere akıtılabilir. İki ayrı atık su borulaması gerektirir, biri ev kanalizasyonu diğeri yağmursuyu için. Arıtma tesislerimiz de yeterli değildir, hala 21. Yüzyılda tüm kanalizasyonunu denizlere ya da akarsulara akıtan şehirlerimiz vardır ki bizim Kurbağalıdere de o akarsulardan biridir. Modern sistemlerde su sızdırmaz PVC borular kullanılır. Yüzey suyuyla, ev kanalizasyonları birbirinden ayrılır, endüstri tesislerinin zaten kendi arıtma tesisleri olur, onlardan sadece içinde balık yüzebilen sular çıkar ki Avrupa'da bir çok fabrika çevreye kanıtlamak için atık sularının arıtıldıktan sonraki kısmında bir havuz yapar içinde balık beslerler.
Gelelim ulaşıma Özal zamanından bu yana en verimli ulaşım sistemlerinden biri (deniz ulaşımından sonra ikinci) olan demiryolları yerine hızlıca yapılıp oy toplanan karayollarına ağırlık verilmiştir. Şimdilerde Avrupa'nın banliyö trenleri hızında giden trenler vatandaşa hızlı tren olarak yutturulmaya başlanmıştır. Almanya 1984 ilk MAGLEV trenini yapmıştır hızı 420km/saat, yeni teknoloji ise Çin ve Japonya'da 580km/saat'in üstünde hızlara çıkmaktadır. Fransızların TGV trenleri 515km/saat yapmaktadır hatta en eski hızlı trenlerden olan Almanların ICE trenleri bile bizimkilerden hızlı olup 250km/saat yapmaktadır. Her işleri olduğu gibi bu işleri de yalan. Sadece tren olarak bakmamalı. Yeni iktidar döneminde bir çok ilimize hava alanı yapılmıştır, bu aslında bir yandan olumlu bir gelişmedir, diğer yönden bakılınca en verimsiz ulaşım şekli desteklenerek milli gelire darbe vurulmaktadır. Hava alanı yerine bizde de MAGLEV yapılabilirdi, hem neredeyse uçak kadar hızlı hem de şu anda gerçekten en verimli ulaşım medyumu. İstanbul ülkemizin ekonomisinin %70'inin döndüğü şehir. Burada büyük bir ulaşım problemi mevcut ve bunu da yine rant peşindeki projelerle sözde çözmeye çalışıyor görünüyor ne yazık ki yöneticilerimiz. Şehrin trafiğini kilitleyen iki nokta var birinci ve ikinci köprü, şimdi rantvari bir projeyle üçüncü bir kilit oluşturulmaya çalışılıyor. 3. Köprü de bu şehrin trafiğini çözemez en azından istatistik öyle söylüyor. Köprü yerine elimizde olan kocaman bir boğazımız var. Dünyanın en efektif ulaşım metotlarından biri olan deniz yolu neden kullanılmaz. Karşılıklı ve boğaz boyunca her semtten vapur ya da motor seferleri, arabalı vapurlar konularak köprünün yapacağının yüzlerce kat fazlası sağlanabilecekken kuzey ormanlarımızı da yok edip oralarda rant peşinde koşuyorlar. Neyse zaten deli gibi uzattım, ulaşımdan feci şekilde sınıfta kalıyoruz.
İnşaat balonu hala şişmekte patlayana kadar henüz bir problem yok, Amerikalı uzmanlar da bu balonun henüz patlama aşamasına gelmediğini söylüyorlar (gerçi onlar da kendi patlayan balonlarını öngöremediler, ne kadar güvenilir bilemedim). Depreme kadar inşaat sektörü iyi durumda diyebiliriz.
İlk olarak iktidarın diline pelesenk olan yollardan başlayalım. Yol yapımının en meşakkatli ve pahalı kısmı asfalt dökülmeden önce yapılması gereken yol atyapısı çalışmalarıdır. Daha yolun tanjantları çizilirken çevredeki dolgu malzemesi kaynakları, akarsular, tepe ve vadiler araştırılır ve yol bu bilgiler ışığında optimize edilerek çizilir. Hafriyat bildiğimiz üzere çok pahalı bir uğraştır. Yol için ise resmen en iyinin en iyisi malzeme kullanılmalıdır. Burada kullanılan malzemenin şekli, boyutu, kimyasal yapısı da işin içine girer. Tamamının doğru olması gerekir ki ne malzeme kaysın ve çöksün ne de suyla erisin ve çöksün. Buraya kadar hep doğru seçimler yapıldıktan sonra yolun direnaj çalışmaları başlar, yolun altına yer yer drenaj boruları, menfezler yapılmalıdır. 100 yıllık taşkın değerleriyle ki burada da hidroloji mühendisliği için içine girer bu menfez ve borular yerleştirilir. Ondan sonra yol yapım çalışmalarına başlanabilir ki o da çok zaman alan meşakkatli bir iştir. Altyapı malzemesi 10cm gibi katmanlar halinde düzleştirilmiş zemine serilir, greyderle üstünden geçilerek düzleştirilir ve ardından sıkıştıma makineleriyle sıkıştırılır. Bir sonraki 10cm malzeme gelir, aynı işlem baştan ta ki gereken yüksekliğe ulaşılana kadar. Sonra taşıyıcı asfalt katmanı %2 yanal eğimle serilir ki yolun kenarına koyacağımız drenaj kanallarıyla yolun üstündeki su hemen tahliye edilebilsin. Bilindiği üzere asfaltın en büyük düşmanı sudur. Üstüne aşınma katmanı serilir ve yol hazırdır. Bu şekilde ve doğru hesaplarla yapılan bir yol altyapı olarak sonsuza kadar üstyapı olarak da 20 sene yaşar, her beş senede bir bakım yapılması şartıyla.
Gelelim yurdum yollarına; yukarıda saydığım doğru yapılması gereken yığınla adımdan bir tanesi bile doğru yapılmadığından çok değil bir sene içinde çökerler, çatlarlar ve tamir edilmez bir hal alırlar. Bu durum sadece şehirler arası yollarımızda değil şehir içi yollarımızda da oluşur. Bu ülkeye yol yapımı açısından yüksek bir not veremeyeceğimiz aşikardır. Her yağmurda yeni yapılan Üsküdar meydanı denizle birleşirken, başkentimizde altgeçitlerde insanlar mahsur kalırken, yol partisinin yaptığı duble yollarda insan boyunda çökmeler oluşurken ülkemizin yol notu sıfıra yakınsar.
Su konusuna gelince öncelikle her sene yağan yağmurlarımız her nedense barajlarımıza ulaşmaz. Ülkeyi sel götürür bir tek barajlar boş kalır. Türkiye'nin su altyapısı tüm şehirlerimizde berbattır, ODTÜ hocalarından bildiğim kadarıyla sisteme basılan içme suyumuzun tam yarısı sızıntılarla kaybolur. Zaten şehirlerimizin içme suyunun yarısı belki de daha fazlası günümüzde her yüz metrede bir olan AVM-Rezidans, cami şantiyelerinde harcanıyor. Ankara'ya uygun arıtma tesisi olmadan zehirli atıklarla dolu Kızılırmak suyu verilmekte insanlar hasta edilmektedir. İstanbul'da ise minicik bir akarsu olan Melen Çayından medet umularak milyonlarca liralık su ulaşım tünelleri yapılmaktadır. Aslında tesisatlar yenilense suyun abartmıyorum tamamı kurtarılabilir ve suyumuz gerçekten yeter. Ufak ufak kazılarla, bölge bölge yapılabilecek bu işlem seçimlerde kullanılamayacağı ve uzun süreli olduğu için yetkililerce önemsenmemekte ve yapılmamaktadır.
Elektrik konusunda da geri kalmış bir sisteme sahibiz. Güneydoğu Anadolu'dan gelen elektrik olmasa tümümüz karanlıkta kalırız. Bu konuda aslında DSİ'nin HES çalışmaları vardır ama bu durum da halkımız tarafından hoş karşılanmamaktadır. Tabii burada yapılan bol hatalı mühendislik uygulamalarının da payı vardır. HES'lerimiz taşkın suyunu tutacak boyutlarda yani küçük ama daha sık yapılabilir, dolayısıyla ırmaklar, nehirler, çaylar kurutulmadan da bu iş yapılabilir. Avrupalılar da nehirlerine birkaç kilometrede bir ufak bir HES kurmuşlardır ama yöre ekolojisini fazlaca bozmadan. Orada da bir çok küçük kentin kendi HES'i vardır ve elektriklerini oralardan alırlar. Suyla oynamak dünyanın her yerinde çok riskli bir iştir. Hiçbir su mühendisliği projesi %100 doğru olamaz ama bizdekiler %50 bile doğru olamıyor. Ülkemizin doğru projelendirilmiş küçük HES'lere ihtiyacı vardır. Zaten GAP gibi büyük tesisler stratejik olarak da çok tehlikelidirler. Ülkenin elektriğini kesmek sağlam bir bombaya bakar. Güneş zengini ülkemizde aslında en verimli enerji kaynağı güneş enerjisi santralleri olacaktır. Hindistan yapıyor, ABD yapıyor hatta güneşsiz Almanlar bile yapıyor, fakir ülke olarak Meksika bile yapıyor, biz de yapabiliriz. Güneş enerjisi santrallerinin ne doğaya, ne çevreye hiçbir zararı, tehlikesi yoktur.
Gaz konusunda diyecek bir şey yok, tamamen dışarıya bağımlıyız. Tek çözüm gaz yerine elektrik kullanmak ve o elektriği de güneş enerjisi santralleriyle üretmek olur. Belki inanmazsınız ama o tür santraller en az 50'lerin teknolojisi nükleer santraller kadar enerji üretebiliyor. Kanalizasyon konusu da zaten ülkemizin büyük dertlerindendir. Tüm yurtta tesisatlar eskidir ve eski modadır. Hala eski beton künkler kullanılmaktadır ve bol bol sızıntı olmaktadır. Sızıntı eğer su tesisatlarımız düzgün olsaydı çok problem olmazdı ama onlarda da oluşan kesintilerden dolayı bolca alçak basınç oluşmakta ve kanalizasyon suyu bol bol su tesisatlarımıza karışmaktadır. Bunun yanı sıra, kanlizasyon suyunun büyük bir kısmı da yüzey suyudur ki hidrolojik olarak temiz su sayılır, direkt akarsu ya da denizlere akıtılabilir. İki ayrı atık su borulaması gerektirir, biri ev kanalizasyonu diğeri yağmursuyu için. Arıtma tesislerimiz de yeterli değildir, hala 21. Yüzyılda tüm kanalizasyonunu denizlere ya da akarsulara akıtan şehirlerimiz vardır ki bizim Kurbağalıdere de o akarsulardan biridir. Modern sistemlerde su sızdırmaz PVC borular kullanılır. Yüzey suyuyla, ev kanalizasyonları birbirinden ayrılır, endüstri tesislerinin zaten kendi arıtma tesisleri olur, onlardan sadece içinde balık yüzebilen sular çıkar ki Avrupa'da bir çok fabrika çevreye kanıtlamak için atık sularının arıtıldıktan sonraki kısmında bir havuz yapar içinde balık beslerler.
Çevre konusuna gelince onda da kanalizasyona da bağlı olarak düşük not almaktayız. Kanalizasyon arıtma tesislerimiz yetersiz ya da yer yer hiç yok. Çöplerimizi ayrıştırıp geri dönüşümü sağlamıyoruz. Çöp diye attığımız maddelerin %90 gibi bir çoğunluğu geri dönüştürülebilecek hammaddelerdir. Hem ham madde, hem su hem enerji tasarrufu sağlayabiliriz. Tüm ambalajlar geri dönüştürülebilir. Kağıt, çeşitli plastikler ayrı ayrı, teneke, aluminyum, cam ve mutfak artıklarının çoğu, tüm meyve, sebze artıkları. Bunlar çöplerimizin en az %90'ını oluşturur ve çevre bilinci olan ülkelerde bunların hepsi ayrı ayrı toplanır, işlenir, geri dönüştürülür, tekrar tekrar kullanılır. Milli gelirimizin büyük bir kısmını çöpe atıyoruz. Bunun yanı sıra geri dönüştürülemeyecek atıklar da zehirli gazların çıkmasını engelleme amaçlı yüksek sıcaklıklı yakma tesislerinde yakılır. Biz ise tüm bu geri dönüştürülebilir maddeleri karma bir bulamaç halinde suyunu da yeraltı sularına geçiren saçma oyuklara gömüp saklıyoruz. Söyleyeyim size bunda da sınıfta kaldık.
Peyzaj yani şehrin yeşil alanları da özellikle son hükumet zamanında tamamen tehdit altına girmiş çoğu yerde zaten yok edilmiştir. Gezi parkı için verilen mücadeleyi unutmuş olamazsınız. Taksim'deki son yeşil alana da göz dikmişti zamanın başbaşı. Ben Mecidiyeköy'de oturuyorum. Buradaki afet toplanma alanına park yapılması gerekirken Trump Tower yapıldı. Park, civarın rantını arttırır; yapılan bina ise hem izinleri verenlerin hem de bina sahibinin cebini doldurur. Kaldı ki afet anında kaçılabilecek, toplanılabilecek, gerektiğinde çadır kurup uyunacak yer kalmamıştır. Aynı zihniyet tüm şehirlerimizde sürdürülmektedir. Evimin yanında geçenlerde popüler olan katil torunlar şantiyesi var. Ali Sami Yen stadyumu yıkıldığında o arazi park yapılmalıydı. Mecidiyeköy tamamen gri bir yer ve buranın nefes alacak bir parkı olabilirdi. Kaldı ki madem afet toplanma alnımız Trump'a peşkeş çekildi bu alan da bize kalmalıydı ama hayır, "kupon araziler benimdir" demişti başbaş (artık cumcum), tabii ki onun, dikildi kocaman bir TOKİ tabelası ki kontrol de edilemesin, yapılıyor dev birkaç AVM ve Rezidans kompleksi o araziye. Bu konuda da sınıfta kaldık.
Gelelim ulaşıma Özal zamanından bu yana en verimli ulaşım sistemlerinden biri (deniz ulaşımından sonra ikinci) olan demiryolları yerine hızlıca yapılıp oy toplanan karayollarına ağırlık verilmiştir. Şimdilerde Avrupa'nın banliyö trenleri hızında giden trenler vatandaşa hızlı tren olarak yutturulmaya başlanmıştır. Almanya 1984 ilk MAGLEV trenini yapmıştır hızı 420km/saat, yeni teknoloji ise Çin ve Japonya'da 580km/saat'in üstünde hızlara çıkmaktadır. Fransızların TGV trenleri 515km/saat yapmaktadır hatta en eski hızlı trenlerden olan Almanların ICE trenleri bile bizimkilerden hızlı olup 250km/saat yapmaktadır. Her işleri olduğu gibi bu işleri de yalan. Sadece tren olarak bakmamalı. Yeni iktidar döneminde bir çok ilimize hava alanı yapılmıştır, bu aslında bir yandan olumlu bir gelişmedir, diğer yönden bakılınca en verimsiz ulaşım şekli desteklenerek milli gelire darbe vurulmaktadır. Hava alanı yerine bizde de MAGLEV yapılabilirdi, hem neredeyse uçak kadar hızlı hem de şu anda gerçekten en verimli ulaşım medyumu. İstanbul ülkemizin ekonomisinin %70'inin döndüğü şehir. Burada büyük bir ulaşım problemi mevcut ve bunu da yine rant peşindeki projelerle sözde çözmeye çalışıyor görünüyor ne yazık ki yöneticilerimiz. Şehrin trafiğini kilitleyen iki nokta var birinci ve ikinci köprü, şimdi rantvari bir projeyle üçüncü bir kilit oluşturulmaya çalışılıyor. 3. Köprü de bu şehrin trafiğini çözemez en azından istatistik öyle söylüyor. Köprü yerine elimizde olan kocaman bir boğazımız var. Dünyanın en efektif ulaşım metotlarından biri olan deniz yolu neden kullanılmaz. Karşılıklı ve boğaz boyunca her semtten vapur ya da motor seferleri, arabalı vapurlar konularak köprünün yapacağının yüzlerce kat fazlası sağlanabilecekken kuzey ormanlarımızı da yok edip oralarda rant peşinde koşuyorlar. Neyse zaten deli gibi uzattım, ulaşımdan feci şekilde sınıfta kalıyoruz.
İnşaat balonu hala şişmekte patlayana kadar henüz bir problem yok, Amerikalı uzmanlar da bu balonun henüz patlama aşamasına gelmediğini söylüyorlar (gerçi onlar da kendi patlayan balonlarını öngöremediler, ne kadar güvenilir bilemedim). Depreme kadar inşaat sektörü iyi durumda diyebiliriz.
7 Aralık 2014 Pazar
Sizce mimari ve statik projelerde mutlaka Allplan veya Revit mi kullanılmalıdır? Bu ikisinin özellikleri nelerdir? Bunlara alternatif yazılımlar hangileridir?
Soru çok genel olmuş. Mimari ve statik proje birbirinden çok farklı şeylerdir, gerçi ben mimari yapmıyorum (10 yılın üstünde yurtdışında ufak tefek mimari tasarımlar ve bolca da mimari çizim de yaptım Allplan'la.) ama sanat yapılarının genel yerleşimleri, kesitleri vb için Allplan kullanıyorum. Ardından statik projeye yani donatı planlarına geçiliyor orada da her türlü şekle donatı çizebilen yegane program olan Allplan'la tüm işi hallediyorum. Bu durumda tabi ki başka bir çizim yazılımına ihtiyaç duymuyorum. Allplan kendi içinde hem iki boyutu Autocad'den çok daha hızlı ve basit bir şekilde çözüyor hem de üstüne her türlü sanat yapısı (ya da herhangi bir yapı) modellenerek içine şekli ne olursa olsun donatıları üç boyutlu olarak çiziyor ardından bir kaç dakika içinde hem beton hem de demir metrajını (aslında istenen her türlü metrajı, kalıp, ince yapı vb) da şekilleriyle beraber hazır ediyor. Metraj modülü Alman TÜV sertifikasına sahip tek yazılım da denebilir.


Tüm bu işleri eliniz ayağınız gibi kullandığınız bir ve tek yazılımda çözmek istiyorsanız ki her yazılım değiştirdiğinizde bir şeyler kaybolur, ne Autocad, ne Revit, ne Archicad, ne IDEcad, tek çözüm Allplan. Tabii bina projesi yapıyorsanız belli bir yüksekliğe kadar Probina + Allplan LT ya da Acad (LT'si olmuyor, programa çarpma, toplama yaptırmak istediğinizde bile lisp gerekiyor) veya Sta4cad + Allplan LT ya da Acad'i tavsiye ederim. Yüksek bina ya da hava alanı gibi prestij objeleri planlayacaksanız yine hesap programından sonra Allplan derim. Bu gibi durumlarda da Allplan'ın içinde yaratabildiğiniz (isterseniz otomatik olarak ya da yapıp kaydetmiş olduğunuz şekilde de yapıyor) dosya strüktürü ve aynı projede bir çok disiplinin beraber çalışabilmesi büyük avantaj sağlıyor.
Burada olaya bir mimar değil mühendis açısından baktığım da dikkate alınmalıdır. Diğer yazılımlar da muhtemelen mimarlar için türlü şekerler sunuyorlardır. Allplan hariç mimari yazılımların hiçbirini kullanmadım bilmiyorum (2B Autocad hariç, ne kadar mimari yazılım sayılıyorsa artık). Sadece, bir mühendis olarak, tek yazılımla haritadan, arazi modelinden vaziyet planına, 3B sunum modeline, genel yerleşimlerden donatı ve diğer uygulama paftalarına bir arada çözebilen tek yazılım olduğu için Allplan'ı tercih ediyorum. Kısaca hem mimari hem de statik proje tek yazılımla çözülmek isteniyorsa hala Allplan rakipsiz, aslında fiyat olarak da doğru dürüst donatı bile çizemeyen Acad ve Revit'in altında.
Artık yurdumuzda Amerikancılık akımından dolayı standart olmuş dwg ve dxf formatlarını da gayet başarılı bir şekilde kaydedebiliyor, hatta isterseniz layerlarınız bile dwg'ye aktarılıyor. İstediğiniz çizgiyi istediğiniz renk ve kalınlıkta kaydedebiliyorsunuz ve bunlar için sadece bir konfigürasyon dosyası hazırlıyor, her kayıtta onu kullanıyorsunuz. Çıkan paftanın Autocad'den çıkmış olduğu hiçbir zaman şüphe götürmüyor.
Fotoğraftaki parabolik, art germeli köprünün donatısını bizzat ☺ Allplan'la çizdim/modelledim.

Orta Ayak Detayı

Ayağın kendisi

Kenar ayak donatısı

Tüm bu işleri eliniz ayağınız gibi kullandığınız bir ve tek yazılımda çözmek istiyorsanız ki her yazılım değiştirdiğinizde bir şeyler kaybolur, ne Autocad, ne Revit, ne Archicad, ne IDEcad, tek çözüm Allplan. Tabii bina projesi yapıyorsanız belli bir yüksekliğe kadar Probina + Allplan LT ya da Acad (LT'si olmuyor, programa çarpma, toplama yaptırmak istediğinizde bile lisp gerekiyor) veya Sta4cad + Allplan LT ya da Acad'i tavsiye ederim. Yüksek bina ya da hava alanı gibi prestij objeleri planlayacaksanız yine hesap programından sonra Allplan derim. Bu gibi durumlarda da Allplan'ın içinde yaratabildiğiniz (isterseniz otomatik olarak ya da yapıp kaydetmiş olduğunuz şekilde de yapıyor) dosya strüktürü ve aynı projede bir çok disiplinin beraber çalışabilmesi büyük avantaj sağlıyor.
Burada olaya bir mimar değil mühendis açısından baktığım da dikkate alınmalıdır. Diğer yazılımlar da muhtemelen mimarlar için türlü şekerler sunuyorlardır. Allplan hariç mimari yazılımların hiçbirini kullanmadım bilmiyorum (2B Autocad hariç, ne kadar mimari yazılım sayılıyorsa artık). Sadece, bir mühendis olarak, tek yazılımla haritadan, arazi modelinden vaziyet planına, 3B sunum modeline, genel yerleşimlerden donatı ve diğer uygulama paftalarına bir arada çözebilen tek yazılım olduğu için Allplan'ı tercih ediyorum. Kısaca hem mimari hem de statik proje tek yazılımla çözülmek isteniyorsa hala Allplan rakipsiz, aslında fiyat olarak da doğru dürüst donatı bile çizemeyen Acad ve Revit'in altında.
Artık yurdumuzda Amerikancılık akımından dolayı standart olmuş dwg ve dxf formatlarını da gayet başarılı bir şekilde kaydedebiliyor, hatta isterseniz layerlarınız bile dwg'ye aktarılıyor. İstediğiniz çizgiyi istediğiniz renk ve kalınlıkta kaydedebiliyorsunuz ve bunlar için sadece bir konfigürasyon dosyası hazırlıyor, her kayıtta onu kullanıyorsunuz. Çıkan paftanın Autocad'den çıkmış olduğu hiçbir zaman şüphe götürmüyor.
Fotoğraftaki parabolik, art germeli köprünün donatısını bizzat ☺ Allplan'la çizdim/modelledim.
Orta Ayak Detayı
Ayağın kendisi
Kenar ayak donatısı
(Bir yandan da hocası olduğumdan mıdır, işimde çok yararlı olduğundan mıdır bilmiyorum seviyom ben bu programı C: )
2014 versiyonundan itibaren Allplan'da sonunda güzel bir intern render motoruna kavuştu. CineRender by Maxon. Dolayısıyla artık bir bina tasarlayıp render'ını alıp sunum yapan mimarların da Cinema4D ya da 3dsMax gibi programlara ihtiyaç duymadan tüm işlerini bir tek programda çözmeleri mümkün.Yalnız bu durumda sadece güneş ışığı ve ayarsız kamera dolgu ışığıyla çalışmak zorundalar. Projenin yönü, konumu, tarih ve saat çok güzel ayarlanıp mevsime göre gerçekçi bir güneş ışığı sağlanabiliyor, yine de ne dolgu ışığına ne de güneş ışığına müdahale edip ton ve şiddetiyle oynayamıyorsunuz. Allplan spot, nokta ışık gibi ışık kaynaklarını kullanmakta başından bu yana çok aciz bir programdı, son versiyonda da durum değişmemiş. Öncelikle ışık yerleştirmek 30 adımlık bir prosedür olmuş, ışıklara sonradan müdahale neredeyse imkansız ve ışıkların şiddeti çok düşük. Render kısmını özetlersek program ışıkta ilk karşılaşmış olduğum V16 versiyonundan itibaren taş devri teknolojisini sürdürüyor yani sınıfta kaldı, yalnız ışık olayını gerçekten çözmüş bir çizim, modelleme, metraj vb işleri yapan başka bir BIM programı olduğunu da sanmıyorum. Render motoru olarak muhtemelen rakiplerinin en iyisine sahip. Güneş ışığında alınan renderlar için yine de program değiştirmenize gerek kalmaması bence büyük bir avantaj. Render motoru bilgisayarınızın performansını sonuna kadar kullanıyor dolayısıyla hızlı:
Bir de lisp yazan, kullanan insanlar var. Allplan bu işe metraj listesi programlaması hariç oldukça kapalı yalnız, Acad'de lisp olarak eklenip kullanılan çoğu özelliğe de zaten sahip (mesela kotlar ya da koordinatlar ve daha bir çok şey için lispe ihtiyacınız yok. Aslında Autocad'in yapabildiği ve Allplan'ın yapamadığı hiçbir şeye de rastlamadım, Acad'i de bilmem derim ama ne yazık ki bilirim diyen teknikerlerden de iyi kullanırım). Yanı sıra Allplan'ın metraj listesi programcılığı da oldukça detaylı, yani küçük yazılım severlerin de hoşuna gidebilir. Metraj harici hiçbir şey yazılamadığı için diğer lispleri sevenler, kullananlar eğer ihtiyaç duydukları ve lisplerle sağladıkları çözümleri Allplan'da bulamazlarsa başka yazılımlara bakmalılar.
Lisp demişken, zaten liste, kot vb işlerinizi Allplan ilave scriptlere ihtiyaç duymadan çözüyor ama 2013 versiyonundan itibaren Allplan içinde her türlü 2B ya da 3B parametrik objeyi programlamanız mümkün. Bu mimarlar için muhtemelen daha çok tefriş elemanları olacaktır ama bir mühendis olarak ben kolon, kiriş, temel, kazık gibi mühendislik elemanlarını donatılarıyla beraber parametrik şekilde programlayıp kullanıyor ve iş yükümü inanılmaz şekilde kısaltıyorum. Parametrik obje programlamada arayüz dahil her şeyi kendiniz programlayabiliyorsunuz. Dili Basic benzeri bir dil olduğundan ve Nemetschek tarafından sunulan detaylı bir de dokümentasyonu olduğundan az çok programlamadan anlayan herkesin bir çizim, modelleme, metraj, render vb yazılımından isteyebileceği her şeyi programlayabileceği bir özellik. Misal ben ilk Allplan parametrik objemi programlamadan önce sadece FORTRAN ve birkaç web programlama dili kullanabiliyordum.
Yukarıda Allpan üzerinde yazdığım kiriş programı var, 5 açıklığa kadar yaptım ama açıklık adetini de istediğiniz kadar arttırabiliyorsunuz.
Ben on yıldan fazladır Allplan kullanan biri olarak tabii Allplan'ın yapabildiklerinin bir kısmını ve bir ka da dezavantajını yazabildim, aslında Revit'in ne aşamada olduğunu da merak ediyorum. Keşke başka mühendisler de ufak birer Revit, XSteel, Catia vb sunumu yapsa. Aslında beni de en ilgilendiren donatı çizme işini daha iyi yapan bir yazılımın olup olmadığı.
Bir de lisp yazan, kullanan insanlar var. Allplan bu işe metraj listesi programlaması hariç oldukça kapalı yalnız, Acad'de lisp olarak eklenip kullanılan çoğu özelliğe de zaten sahip (mesela kotlar ya da koordinatlar ve daha bir çok şey için lispe ihtiyacınız yok. Aslında Autocad'in yapabildiği ve Allplan'ın yapamadığı hiçbir şeye de rastlamadım, Acad'i de bilmem derim ama ne yazık ki bilirim diyen teknikerlerden de iyi kullanırım). Yanı sıra Allplan'ın metraj listesi programcılığı da oldukça detaylı, yani küçük yazılım severlerin de hoşuna gidebilir. Metraj harici hiçbir şey yazılamadığı için diğer lispleri sevenler, kullananlar eğer ihtiyaç duydukları ve lisplerle sağladıkları çözümleri Allplan'da bulamazlarsa başka yazılımlara bakmalılar.
Lisp demişken, zaten liste, kot vb işlerinizi Allplan ilave scriptlere ihtiyaç duymadan çözüyor ama 2013 versiyonundan itibaren Allplan içinde her türlü 2B ya da 3B parametrik objeyi programlamanız mümkün. Bu mimarlar için muhtemelen daha çok tefriş elemanları olacaktır ama bir mühendis olarak ben kolon, kiriş, temel, kazık gibi mühendislik elemanlarını donatılarıyla beraber parametrik şekilde programlayıp kullanıyor ve iş yükümü inanılmaz şekilde kısaltıyorum. Parametrik obje programlamada arayüz dahil her şeyi kendiniz programlayabiliyorsunuz. Dili Basic benzeri bir dil olduğundan ve Nemetschek tarafından sunulan detaylı bir de dokümentasyonu olduğundan az çok programlamadan anlayan herkesin bir çizim, modelleme, metraj, render vb yazılımından isteyebileceği her şeyi programlayabileceği bir özellik. Misal ben ilk Allplan parametrik objemi programlamadan önce sadece FORTRAN ve birkaç web programlama dili kullanabiliyordum.
Yukarıda Allpan üzerinde yazdığım kiriş programı var, 5 açıklığa kadar yaptım ama açıklık adetini de istediğiniz kadar arttırabiliyorsunuz.
Ben on yıldan fazladır Allplan kullanan biri olarak tabii Allplan'ın yapabildiklerinin bir kısmını ve bir ka da dezavantajını yazabildim, aslında Revit'in ne aşamada olduğunu da merak ediyorum. Keşke başka mühendisler de ufak birer Revit, XSteel, Catia vb sunumu yapsa. Aslında beni de en ilgilendiren donatı çizme işini daha iyi yapan bir yazılımın olup olmadığı.
Etiketler:
Allplan,
autocad,
betonarme,
csi,
inşaat,
köprü,
kutu köprü,
mimari,
mühendislik,
revit,
SAP 2000,
yazılım
İnşaat mühendislerinin mutlaka bilmesi gereken bilgisayar programları nelerdir?
- Az da olsa Autocad şart, hiçbir şey çizmeseniz de bir doneye bakmak ya da üretilen paftaları kontrol etmek için mutlaka kullanılıyor.
- SAP2000 bina harici betonarme yapıları hesaplayan bir statikerin zaten vazgeçilmezi. Alternatifleri Scia, Larsa.
- Köprü yapan mühendisler için SAP2000 BRIM v14 versiyonuna kadar mevcut, sonrasında çalışma mantığı, komutları hatta kısmen ikonları bile aynı olan CSI Bridge (henüz düzgün çalışmıyor, bir sonraki versiyondan itibaren umarım), alternatif yazılımlardan en önemlisi Midas.
- Yüksek bina hesaplarında CSI Etabs ve Save kullanılıyor, aslında SAP2000'i kullanabiliyorsanız bu iki yazılım oyuncak gibi gelir ama iş görüyorlar.
- İstinat duvarları, kolonlar, temeller, kazıklar ve daha bir çok betonarme elemanın boyutlandırılması ve tasarımı için Procon (Amerikan kodları için), Frilo (Avrupa kodları için). Özellikle istinat duvarları için RW-Cad. Kazık, temel ve kolonlarınızın kesme hesaplarını Procon yapmıyor, o hesaplar için yine SAP2000'e dönmeniz gerekiyor.
- Kazıkların jeoteknik hesapları için Fine Geo5, mesela Piles modülü. Grup kazıklarını hesaplamak için ayrı bir modülü de mevcut.
- Betonarme donatılarının çizimi ve metrajı için her türlü forma rahatça donatı çizen ve bir kaç dakika içinde metrajını da hazır eden Allplan.
- X-Steel sadece çelik yapı çizmek için iyi, çelik çiziyorsanız çok yararlı.
- Sta4cad az katlı bina hesabı ve kısmi çizimini yapacak mühendisler için çok yararlı, yine aynı işi yapan Probina bunun alternatifi, ikisi de çok iyi programlar ve %100 yerliler.
- Excell her türlü hesap tablosunu yapmak için zorunlu. Biraz Visual Basic bilgisi de süper oluyor. Yoksa da makro yazmaya çalışın ve İnternet'den öğrenin.
- Word hesap raporları ve daha bir çok yazım işi için gerekli.
- Ekran alıntısına rapor yaparken çok ihtiyaç duyulduğundan Windows içine gömülü olup çoğu kimsenin bilmediği Snipping Tool ya da Ekran Alıntısı Aracı gördüğüm/kullandığım (ki her gün ihtiyaç duyduğumdan çok denedim) en pratik ekran alıntısı aracı.
- Powerpoint, hesap raporları için bitmapleri düzenleme amaçlı çok hızlı ve yararlı.
- Hesap raporları hazırlıyorsanız Acrobat Professional, herhangi bir pdf maker (PDF reDirect isimli freeware bir yazılım kullanıyorum, çok pratik bir şekilde pdf'lerimi üretiyor), ve Foxit gibi bir pdf edit programı.
- En azından Paint gibi bir bitmap edit programı.
- Programcılar için ayrı programlar var, mesela Primavera ya da MS Project.
- Ajanda ve email programı olarak Outlook benim elim ayağım onsuz hayatım çok zorlaşırdı.
Bir de programa güvenmeyin diye tembih edilir. Başlarda mutlaka hesaplarınızı kontrol edin. Çok ağır hesaplar yapmanıza gerek yok kontrol için, yapılmış projelere bakın, oralardaki, kesit, yük, kesme, moment değerlerini karşılaştırın. Mertbede çok fark olmamalı. Ayrıca kiriş tipi elemanlarınızda ql²/8'den ql²/16'ya kadar kirişinizin mesnet durumlarına göre oluşacak maksimum momentini ya İnternet'den bakın ya da bir mühendis abinize sorun. Çok açıklıklı kirişlerinizde mesnet momentleri için kendinize bir Moment Distibution Method ya da nam-ı diğer Hardy Cross tablosu oluşturabilirsiniz excel'de. Sonuçlar programdan çıkan mertebeyle uyumlu olmalı. Bir süre sonra siz de programlarınıza alışacaksınız, onların nerelerde yanlış değerler çıkardığını bileceksiniz. Programlar genellikle hata yapmaz, hatalar genelde girdilerinizde olur. Şüphelendiğiniz durumda modelinizi diğer bir programda yapıp orada da analiz yapmaya üşenmeyin. Zamanla zaten programınızın çıkarttığı deforme şekilden bile sonuçların doğru olup olmadığını görebiliyor olacaksınız. Tabii bunun için her analizden sonra deforme şeklinizi incelemeyi ihmal etmemelisiniz.
İğneyle kuyu kazanlar derneğine hoş geldiniz sayın meslektaşlarım :)
Etiketler:
Allplan,
Frilo,
inşaat,
inşaat mühendisliği,
mühendislik,
Procn,
program,
SAP 2000,
Sta4Cad,
XSteel,
yazılım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
